21 Ocak 2010 Perşembe

Biz kaç kişiyiz?

Bugün itibariyle 40 kişi olmuşuz arkadaşlar, cümlemize geçmiş olsun. Beni severek izleyen, yorum yapan, bu piksellerin arasında yalnız bırakmayan herkese teşekkürler.

Ulan millet 1000. kişide bu konuşmayı yapıyor, 10.000'inci ziyaretçiye ödül veriyor, sen ne ayaksın? dediğinizi duyar gibiyim. Benim blogum özünde bi s.kime yaramadığı için, böyle büyükler hedefler koymadım kendime. Bin kişiymiş? Peeeh! Vampircik olmasa, okuldan arkadaşlar olmasa 10 kişiyi anca toplardım ben.

İşte bu yüzden sevincimi mazur görün, beni kutlayın, fln. Özürlü gencin yaşama sevinci lafı çok modaydı bi ara, belki hatırlarsınız. Ben oyum işte.


"O zaman ne diye kırık kalp koydun oraya?" diyenler için dip not-->  Buradan son dakka haberi gibi geçmek istemezdim ama, Selim'le ayrıldık biz. Öyle işte. Bugünlük bu kadar. Konuşasım yok pek. Sustum.

19 Ocak 2010 Salı

Yorumunuz kaydedildi, blog sahibinin onayından sonra gösterilecek.

Canım sıkılıyor bazen, blogdan bloga geziyorum. Follow ediyorum, comment ediyorum. Ama tüm bu süreç içerisinde canımı sıkan bir konu var. Başlıkta yazdığım olay.     

Biliyorum, bazı blog yazarları, özellikle tabuların gözüne parmak sokanlar, böyle çok affedersiniz sokmalı çıkarmalı yorumlar alıyorlar mütemadiyen. Haklı olarak annelerine gönderilen iyi dilekleri sabahtan akşama kadar, gelip yorumları gözden geçirene kadar cayır cayır yayınlanamak istemiyorlar. Bu grubu anlıyorum.       

Bir diğer grup da, gelen her yorumu görmek ve cevap olarak karşı-yorum yazmak istiyor ve yazıları her gün tekrar tekrar kontrol etmemek adına yorum denetimini etkinleştiriyor. Böylece gelen giden her şeyden haberleri oluyor. Bu grubu da anlayabilirim.    
Peki ya diğerleri? Bu iki gruba da girmeyenler? Bana saksı muamelesi yapamazsınız! En çok bana soracaksınız! diyenler? Ve bunun üzerine yorum denetlemesi koyup benim sinirimi zıplatanlar? Arkadaşların bloglarına yorum yapıyorum-denetim yok. Kendi bloguma bakıyorum-denetim yok. Surf yaparken bir bloga denk geliyorum, bir şeyler yazayım diyorum-hooop denetim! Göt lalesi gibi hissediyorum valla kendimi. Sanki biri ordan çıkıp "Kodumun pastası, sen kimsin ki duvar dibine işiyosun?" diyormuş gibi...   
Öyle ya da böyle, şu yorum denetimi olayı biraz kalkmış göt izlenimi uyandırıyor bende. İşim gücüm yokmuş gibi(çaktırmayın, yok) her gün son haftanın postlarını kontrol ediyorum ben, yorumlar için. Bir hafta öncesine de denetim koydum, ama şimdiye kadar 2 tane falan çıktı bir haftadan eski yazılara yorum yapan. Darn benim blogumu kimse okumadığından, çok hit alanlara çemkiriyorum şu an. Hehehe. Salla ya. Denetim menetim, seviyorum sizi bloggerlar. Öptm by.

17 Ocak 2010 Pazar

AVATAR

      11'e 10 kala buluştuk, 11'de Avatar'ı izlemeye başladık bugün. Selam yok, sabah yok; deli şeyetmiş gibi koştuk 3D salonuna.  

   Filmi çok beğendim. Konusu olmasa, hiçbir şeyden bahsetmese, sesi fln dahi olmasa bile sırf görselleği için izlenebilecek bir filmdi. Yalnızca üç boyutlu oluşundan ve kullanılan özel efektlerden bahsetmiyorum. Renkler, çiçekler, ağaçlar, Nav'i ırkının mükemmel vücutları, envai çeşit uçan kaçan yaratık...
   Bu arada konu olmasa da izlenir derken, konusu yoktu demek istemedim. Konusu, sesi olmasa bile ağzımı ayırır, izlerdim. O denli müthişti yani. Konusuna gelince, sıradandı denebilir. İyi-kötü savaşıyor, iyiler kazanıyor, bu arada da esas kızla esas oğlan aşk yaşıyor. Ama o kadar göz alıcı bir film ki; neyden bahsettiğini düşünmüyor bile insan. Beyaz perdeye teslim; dalıp gidiveriyor...   
  Henüz filmi izlememiş olan varsa, mutlaka gidip izlesin. Sonra pişman olursunuz, kafanızı taşlara vurursunuz. Öyle torrentten indirilip laptopta izlenecek bir film değil çünkü. Güzel, konforlu bir 3D sinemada patlamış mısır+kola+sevgili eşliğinde izlemek lazım. Bak, mutlaka diyorum.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Kalbim Ege'de Kaldı...




İzmir'deyim

Mehtap'la bir saatlik bir yolculuğun ardından İzmir'e ayak bastık. Gidip gideceğim ilk yer ise IKEA oldu nedense. :) Orada bi güzel yemek yedik annemlerle, ama annem çok yorgun olduğu için mağazayı gezmedik. Keşke gezseydik. Bi sürü güzel güzel kapaklı kaplar alırdım gene. Her tarafım kap oldu zaten evde. Dolap benim değil, masam bile benim değil; ama 20+ kapaklı kap var evde. İşin garibi, hepsi de dolu. Hatta bana kafayı yedirecek kadar dolu. Bir domates kessem koyacak kap yok. Genetik sanırım bu. Aynısı annemde de var!

Bu arada; anne, yorgunluk, fln demişken onu da söyleyeyim: Annem hamile. Tam 3 aylık. Bunca yılın ardından kardeşim olacak yani. Elimi çabuk tutarsam benim çocuğumla beraber büyürler hem. Ne güzel. :P

FREE AT LAST, FREE AT LAST! THANK GOD ALMIGHTY, WE ARE FREE AT LAST!


Let freedom ring!

"Final haftası" konulu yazı dizimin an itibariyle sonuna gelsin. Yılın en kolay sınavı sayabileceğim Turkish For Translators finalinin ardından, nihayet özgürlüğe kavuştuk.
Ama yarın akşam üstü İzmir'e geri döneceğim için, acı çektim resmen. Mutlu olmaya fırsat kalmadı.

Hemen eve geldik kankamla. Ben odamı silip, süpürürken o da bulaşıkları yıkadı. Sonra mutfağı eni konu temizledik, ev arkadaşıma sözüm vardı. Son olarak da kendime çeki düzen verip düştük yollara. Islattık finallerin bitişini.

Yarın akşam saat 5'te uçağa biniyorum, 6'da İzmir'deyim. Özlemişim memleketimi. Geçen sene hiç özlemezdim böyle. Anlamadım artık ne oldu... Sonunda İzmir'i görecek olmaktan dolayı mutluyum. Helen kokusu alacağım, sanırım biraz da ondan...

Elimizde bunlar var:

random (7) çeviri (7) niteliksiz bilgi (6) sevgili günlük (6) dimi (5) final haftası (5) translation of poetry (5) şiir (5) şimdi reklamlar (5) ateizm (3) hayatım sikildi (3) kısa öykü (3) nazım hikmet poems in english (3) poetry (3) sex (3) yemek tarifleri (3) öyküler (3) Muse (2) TV (2) aşk (2) blog (2) denemeler (2) din (2) ewan mcgregor (2) istanbul (2) izmir (2) kadın erkek ilişkileri (2) linguistics (2) poème (2) çizim (2) 3D (1) 40. izleyici (1) BÜMAK (1) NY (1) abazanlık (1) aids (1) aile (1) ajda pekkan (1) alıntı (1) amerika vs. türkiye (1) ananas (1) anket (1) avatar (1) ayrılık (1) aşk-ı memnu (1) bilinmeyen gerçekler (1) bir günah gibi (1) bira (1) burger king (1) ceci n'est une pipe (1) curt wild (1) duman (1) facebook (1) filistin (1) film (1) fransızca (1) français (1) freud (1) gaykedi (1) gel gör beni (1) gramer (1) hamster yemi (1) hastalık hastası (1) hayat (1) ikea (1) inekler (1) internet (1) israil (1) itü sözlük (1) kalbim ege'de kaldı (1) kelimeler (1) kendime not (1) kilyos (1) krema (1) kızarmış ekmek (1) lover you should've come over (1) martin luther king (1) mcdonalds (1) mid-term (1) müzik (1) oasis (1) olmayan adam (1) olric (1) oscar wilde (1) pasta (1) pastafaryan ne demek (1) patlıcanlı kabaklı makarna (1) pedofili (1) pedophile beards (1) psychology 101 (1) rapist glasses (1) sportsfest (1) star wars (1) steakhouse (1) sıçtın mavisi (1) texas (1) the ballad of reading gaol (1) the x files (1) to-do list (1) tutunamayanlar (1) usa (1) var olmak (1) velvet goldmine (1) video (1) webstats (1) yorum denetimi (1) yunanistan (1) yunus emre (1) çürük raporu (1) ödev (1) özgürlük (1) öğrenci evi (1)
 

Blog Template by YummyLolly.com - RSS icons by ComingUpForAir