24 Ekim 2010 Pazar

Hamster yemi böceklendi???


Webstats'tan bloguma gelen gidenlere bakıyordum. Bir de ne göreyim? "Hamster yemi böceklendi." diye aratan bir arkadaş gelmiş bloguma. Çok ilginç...

Tekrar geleceğini sanmıyorum, ama yine de aklınızda bulunsun. Yem böceklendiğinde, derince bir kaba boşaltıp üzerine su basıyoruz. Bütün böcekler suyun üzerine çıktığında suyu döküp, yemi iyice süzüp, kızgın fırına atıyoruz. Bu sayede yem biraz kuruyacaktır. Ardından yemi küçük parçalara ayırıp, poşetleyip, buzluğa atıyoruz. Kullanacağımız kadarını çıkarıp, çözdürüp, kullanıyoruz.

Ama ben derim ki, hiç kasmayın. Zaten çok pahalı bir şey değil. Gidip yenisini alın. Hem hayvancağız rahat etsin, hem siz böceğin bokuyla püsürüyle uğraşmayın. Tamam mı, bebişlerim? Yanaktan makas alırım.

8 Ekim 2010 Cuma

Burası New York Amerika...


Amerika ne yaptı bana? Düşünmeye sevk etti, kendime başka bir pencereden bakmamı sağladı. Neleri yanlış yaptığımızı gördüm, nerede olduğumuzu gördüm, neden orada olduğumuzu gördüm.

Salak derler Amerikalılara, evet, öyleler. Biz nispeten zekiyiz, neden? Her şeyin önceden düşünüldüğü ve planladığı bir sistemde, insanların zekaya ihtiyacı yok. Zekayı tanrı vergisi görmek bir hata, işin çevresel, kültürel yönleri var. İhtiyaçtan doğan bir özellik yani. Doğal seçilim: Salakların su içer gibi var olabildiği bir toplum ile salakların asla ve kat'a var olamayacağı, hayatta kalamayacağı bir toplum arasındaki fark.

Hazır bir sistem içerisinde var olmak nefes almak gibi, gayriihtiyari gerçekleşiyor, emeksiz ve ter dökmeden var oluyor insan. Yaşama dört elle sarılmaya, çalışmaya ve çabalamaya ihtiyaçları yok; ellerinin uzandığını alıyor Amerikalılar. Bu yüzden çok şaşırmıyorum artık komşu toprağındaki askerlere. Gücünün yettiğini aldığın, özgürlüğün başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bitmediği bir toplumun insanları güvercin adımlarıyla zarar vermeksizin değil, tank misali ezip geçiyor.

Para için, emek yok. Ekmek için, emek yok. Seks için, emek yok. Düşünmeye gerek yok. Başka bir gezegenden dünyaya düşmüş yolcular gibi -nereye geldiğini ve bu yeni geldiği yerdekileri önemsemeden- yağmalayan bir toplum var. Kim olduklarını bilmiyorlar, tarihi, coğrafyayı ve insan doğasını bilmiyorlar. Başka bir tür Amerikalılar. Dünya emekçileri eğer çalışan ve üreten yürek işçileriyle, Amerikalılar predatör. Korku salan, yürüdüğü toprağı titreten, besin piramidinin tepesindeki o nihai üçgen.

İnsanca korkuları, zevkleri, hissiyatı olan küçük insanlarız biz. Kendi yağımızda kavruluyoruz. Hani bir orman gibi kardeşçesine, bir karınca kolonisi gibi uyum içerisinde yaşıyoruz; sadece farkında değiliz. Bu ülkedeki savaşım ve ayrımcılık iyi bir amaca hizmet ediyor aslında; ben ve benim gibilerden bahsediyorum şu an. Bu millet, milliyetten bağımsız ele alın lütfen sözlerimi, birlik içinde yaşayabilir, kemikleşmiş bir toplum haline gelebilir. Beraberlik mümkün ve gerekli, yalnızca biraz zamana ihtiyacımız var.

Aşk ile...

3 Ekim 2010 Pazar

Agamben'in A.G.'am ben...

24 Eylül 2010 Cuma

Kavgamızın şehri...


Geldim gene allahın cezası ve başımın belası bu şehre. Ne işim olduğunu bilmez bir halde hem de. En azından eskiden bir amaç vardı, bir aşk vardı, her şey yeni ve heyecanlıydı. Şimdi üçüncü senede, üçüncü kez ev ararken, üçüncü kez ders seçimi yaparken nefret ede ede, ayaklarım geri gide gide çıkıyorum şu lanet olasıca yokuşu. Aklımda bir Ney York hayali.

Dimitris demişti: "That's the worst part." diye. Bundan sonra gördüğün her şeyi, gittiğin her yeri NY'la kıyaslayacaksın. Ve hep bir kusur bulacaksın. Diyorum keşke bulacağım kusur bir olsa.

Kavgamızın şehri demiş ya Edip Akbayram... Zaten başka bi haltın şehri olmaz İstanbul'dan. Eski bir aşkın tozlarıyla kalbimde, buğulu bir camın ardından bakıyorum şimdi sana. Kendimi öldürmek istiyorum. Hayır, kendimi öldürmek istemiyorum. Ama yaşamak da istemiyorum. Olduğum yerde kalmak, bir milim hareket etmeden, bu küçücük odada unutulmuş bir kuru çicek gibi tozlanmak istiyorum. Bir köşeden seyrederek rengimin solmasını, yavaş yavaş yok olmak istiyorum. Ya da güneşte bırakılmış bir fotoğraf gibi, zamanla kaybolmak istiyorum geride belli belirsiz bir iz bırakarak. En sonunda o da kaybolacak...

Bu şehir bana iyi gelmiyor.

Ah İstanbul, uğruna ölen canlara değer misin? Yoksa sen misin aslında kana susayan? Ne istiyorsun benden? Artık düş yakamdan.

Nefes alamıyorum.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Beni bekleme kaptan... :)

Bu gece Teksas'ta -bir yatakta- gecirecegim son gece. Yarin sabah 5'te New York ucagina binip cok buyuk ihtimalle omrum boyu geri donmemecesine terk edecegim bu sehri (eyaleti!). İcimde heyecanla karisik bir korku var. Yarin aksam saat 10 itibariyle homeless'im. Homeless oldugum yetmezmis gibi bir de backpacker olacagim. Umarim annem bunu okumuyordur, yoksa yuregine inebilir!

Yarin geceyi Dallas havaalaninda gecirecegiz, New York'taki 7 gecemizi de JFK'de(hopefully!). 21 Eylulde ucaga biniyoruz, 22 Eylulde İstanbul'dayiz(finally!). Umarim NY sokaklarinda basimiza bir is gelmez de CSI: NY'a konu olmadan sag salim yurdumuza geri donebiliriz.

Ama dertsiz basimin derdi burada bitmiyor: Homeless yasantim Istanbul'da, kavgamizin sehrinde de, devam edecek. Sevgili ev arkadaslarimin evden ayrilmalari uzerine evi baska bir arkadasa veren ev sahibem sag olsun, su an ve bundan sonda Istanbul'da yatacak yerim yok. Var mi benle eve cikmak isteyen? Cok kiyak bi insanimdir, kendim diye soylemiyorum.

Istanbul, Istanbul... Bir kavusabilsem sana! Son arzum budur. Bilginize.

Elimizde bunlar var:

random (7) çeviri (7) niteliksiz bilgi (6) sevgili günlük (6) dimi (5) final haftası (5) translation of poetry (5) şiir (5) şimdi reklamlar (5) ateizm (3) hayatım sikildi (3) kısa öykü (3) nazım hikmet poems in english (3) poetry (3) sex (3) yemek tarifleri (3) öyküler (3) Muse (2) TV (2) aşk (2) blog (2) denemeler (2) din (2) ewan mcgregor (2) istanbul (2) izmir (2) kadın erkek ilişkileri (2) linguistics (2) poème (2) çizim (2) 3D (1) 40. izleyici (1) BÜMAK (1) NY (1) abazanlık (1) aids (1) aile (1) ajda pekkan (1) alıntı (1) amerika vs. türkiye (1) ananas (1) anket (1) avatar (1) ayrılık (1) aşk-ı memnu (1) bilinmeyen gerçekler (1) bir günah gibi (1) bira (1) burger king (1) ceci n'est une pipe (1) curt wild (1) duman (1) facebook (1) filistin (1) film (1) fransızca (1) français (1) freud (1) gaykedi (1) gel gör beni (1) gramer (1) hamster yemi (1) hastalık hastası (1) hayat (1) ikea (1) inekler (1) internet (1) israil (1) itü sözlük (1) kalbim ege'de kaldı (1) kelimeler (1) kendime not (1) kilyos (1) krema (1) kızarmış ekmek (1) lover you should've come over (1) martin luther king (1) mcdonalds (1) mid-term (1) müzik (1) oasis (1) olmayan adam (1) olric (1) oscar wilde (1) pasta (1) pastafaryan ne demek (1) patlıcanlı kabaklı makarna (1) pedofili (1) pedophile beards (1) psychology 101 (1) rapist glasses (1) sportsfest (1) star wars (1) steakhouse (1) sıçtın mavisi (1) texas (1) the ballad of reading gaol (1) the x files (1) to-do list (1) tutunamayanlar (1) usa (1) var olmak (1) velvet goldmine (1) video (1) webstats (1) yorum denetimi (1) yunanistan (1) yunus emre (1) çürük raporu (1) ödev (1) özgürlük (1) öğrenci evi (1)
 

Blog Template by YummyLolly.com - RSS icons by ComingUpForAir