2 Ocak 2010 Cumartesi

Kızarmış Ekmek Kokusu


ve Mutluluk...

Annemin evde kalırken ve sabah okula/dershaneye giderken(bi buçuk iki sene evvel olur kendileri) sabahın köründe merdivenlerde bir kızarmış ekmek kokusu olurdu hep. Ben de rejim yapıyorum o zamanlar, 4 kat merdiveni İrem aşağı İrem yukarı inip çıkıyorum. Bu inip çıkmalar esnasında da hep bu güzel kızarmış ekmek kokusu eşlik ediyor burnuma. Ama konu bu değil.

Konu şu: Ben bu kokuyu ne zaman duysam, henüz yeni evlenmiş, çocuğu olmayan bir çekirdek aile hayal ederdim. Erkek takım elbisesini giymiş, tıraş olurken karısı da mutfakta ona kahvaltı hazırlıyor, bir tarafta çay fokurdarken diğer taraftan ekmekler kızarıyor... Sonra adam mutfağa geliyor, tezgahın başındaki karısını boynundan öperken, bi yandan kalçalarını okşuyor falan. Sonra adam kahvaltı yapıp, işe gidiyor. Kadın mutlu mutlu mutfağı topluyor, evi temizliyor, akşam için bi şeyler hazırlıyor. Akşam olup adam eve geldiğinde elinde bi kutu çikolata oluyor. İçeri girer girmez sevişmeye başlıyorlar, kadın adamın göğsünden kremalı çilek yiyor falan...

Bendeki hayal gücüne bak bi de, amk lisedesin. Kır dizini otur ders çalış. Neyse. Ama şimdi düşünüyorum da... Yok böyle hayat... Bu kadar müthiş bir uyum, mutluluk, aşk, şehvet, ihtiras filan fıstık. Hem kadın neden çalışmıyor, evde oturup ev işi yapıyor bütün gün? Bu mu yani benim hayalim? (Çaktırma, evet bu.) Hangi adam akşam işten dönerken karısına çikolata getirir? Kaç evli çift saat 19.00'da sevişiyor? Hem Türk kadınlarının yüzde kaçı kocasının göğsünden krema yalamıştır? Yüzde 0,001 falan?

Hay ağzımı.. Ağız. Şöyle bir ağız tadıyla hayal de kurdurtmuyorum kendime artık. Ama son sözüm şudur: Kızarmış ekmek güzel bi şey. Nokta. -> . <-

Yürümek...

TRANSLATION OF POETRY Vol. 3

WALK...

To walk,
Leaving the non-walking behind just like an empty road,
Breaking the air right in two
To walk, looking in the eye of the dark…
To walk;
Right beside friendly faces,
Serving your head upon a plate
And carrying your heart in your raised fist…

To walk;
Knowing that they lie in ambush on your way,
That they try to trip you up…
To walk;
With a laughter from the heart…

Nazım Hikmet
Yürümek...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Ben Sen O

TRANSLATION OF POETRY Vol. 2

I, YOU, HER

She merely sees the breaking dawn

I, also the night

You merely see the night

I, also the breaking dawn.

Nazım Hikmet
Ben Sen O

Seni Düşünmek

TRANSLATION OF POETRY Vol. 1

THINKING OF YOU

Thinking of you, it’s stunning, it’s promising
Just like
Listening to the best song on this earth
By the most virtuous voice ever
Yet-
Promises are enough –no longer
Not to listen I desire anymore
Now I wish to sing…

Nazım Hikmet
Seni Düşünmek

27 Aralık 2009 Pazar

Olmayan Adam



OLMAYAN ADAM


Ve sonra öldü.

Bir hikayenin sonu için ne güzel bir cümle olurdu, değil mi? Hele ki bilmiyorsak o hikayenin başını. Huzur veriyor bana bir insanın hiçbir şey yapmadan, düşünmeden, hissetmeden, hareket dahi etmeden yalnızca ölmüş olması. Ya da şöyle mi demeli: Var olmamış olması. Eminin var olmamanın suları varlıktan çok daha çoşkulu akar ve bir o kadar da serindir. İnsana yaşadığını hissettirecek bir güzelliğe sahiptir var olmadığı bilmek ve ona göre davranmamak. Davranmamak derken... Hiç davranmamak, nefes almamak, konuşmamak, görmemek ve duymamak.

Ve sonra ölmek... Bunun adına ölüm denebilir mi ki eğer hiç yaşamamışsan? Ve eğer var olmayanlar hiç ölmeyeceklerse, bu onların sonsuz olduğu anlamına gelmez mi aynı zamanda?
İşte bu yüzden, bu yüzlerden dolayı hiç var olmamaış bir adamın öyküsünü yazmak istiyorum, ama tereddütlerim var. Hiç olmayan bir adamın öyküsü de hiç olmamış değil midir? Ve hiç olmamış bir adamın hiç olmamış öyküsünü yazmak mümkün dahi olsa okumaktan alınacak haz varmıdır sahi?

Hamdi hiç olmamıştı. Bir hayatı yoktu Hamdi’nin. Bir anne babası da yoktu. Hamdi hiç büyümedi. Hiç altını ıslatmadı ve hiç okula gitmedi. Hamdi’nin annesi onu hiç kovalamadı “Neden bamyanı yemiyorsun?” diye, çünkü ne Hamdi vardı aslında, ne de Hamdi’nin annesi. Bu yüzden hiç karanlıktan korkmadı Hamdi. Bir kez olsun ağlaya ağlaya ve kapının birden açılıp içeri ölmüş dayısının cesedinin gireceğini düşünerek uyumadı. İnanır mısınız, Hamdi hiç yalan da söylemedi. Yalan söyleyecek dudakları, dili yoktu ki söylesin...

Hamdi hiçbir zaman evlenmedi. Hâliyle çocuğu da olmadı. Hiç eve geç kalmadı Hamdi, hiç “Neredeydin bu saate kadar?” lafını duymadı. Zaten Hamdi’nin saatten haberi de yoktu. Hiç karısını aldatmadı Hamdi. Hiç yemeğin altını yakmadı. Hiç “Acaba ütüyü fişe takılı mı bıraktım?” diye düşünüp, Antalya yolundan geri dönmedi. Hiç arabayla kaza yapmadı. Düşünsene, bu trafik, bu yollarla; arabası olsa kesin yapardı. Hamdi hiç televizyon karşısında uyuyakalmadı. Hiç rakı-balık yapmadı ve hiç sarhoş olmadı. Çünkü... çünkü Hamdi yoktu.
Ve sonra öldü.

Hamdi var olsa dünyanın en mutlu insanı olabilirdi, ama var olsa var olamazdı. Ve dünyanın en mutlu adamı da olamazdı işte. Bu yüzden çok mutluydu Hamdi. Durdu, düşündü ve yok olduğu için sevindi. Ya da durmadı, düşünmedi ve sevinmedi belki. Çünkü, dedim ya, Hamdi hiç var olmadı ki.

25.13.2009 20:57 Cuma İstanbul/Hisarüstü

Elimizde bunlar var:

random (7) çeviri (7) niteliksiz bilgi (6) sevgili günlük (6) dimi (5) final haftası (5) translation of poetry (5) şiir (5) şimdi reklamlar (5) ateizm (3) hayatım sikildi (3) kısa öykü (3) nazım hikmet poems in english (3) poetry (3) sex (3) yemek tarifleri (3) öyküler (3) Muse (2) TV (2) aşk (2) blog (2) denemeler (2) din (2) ewan mcgregor (2) istanbul (2) izmir (2) kadın erkek ilişkileri (2) linguistics (2) poème (2) çizim (2) 3D (1) 40. izleyici (1) BÜMAK (1) NY (1) abazanlık (1) aids (1) aile (1) ajda pekkan (1) alıntı (1) amerika vs. türkiye (1) ananas (1) anket (1) avatar (1) ayrılık (1) aşk-ı memnu (1) bilinmeyen gerçekler (1) bir günah gibi (1) bira (1) burger king (1) ceci n'est une pipe (1) curt wild (1) duman (1) facebook (1) filistin (1) film (1) fransızca (1) français (1) freud (1) gaykedi (1) gel gör beni (1) gramer (1) hamster yemi (1) hastalık hastası (1) hayat (1) ikea (1) inekler (1) internet (1) israil (1) itü sözlük (1) kalbim ege'de kaldı (1) kelimeler (1) kendime not (1) kilyos (1) krema (1) kızarmış ekmek (1) lover you should've come over (1) martin luther king (1) mcdonalds (1) mid-term (1) müzik (1) oasis (1) olmayan adam (1) olric (1) oscar wilde (1) pasta (1) pastafaryan ne demek (1) patlıcanlı kabaklı makarna (1) pedofili (1) pedophile beards (1) psychology 101 (1) rapist glasses (1) sportsfest (1) star wars (1) steakhouse (1) sıçtın mavisi (1) texas (1) the ballad of reading gaol (1) the x files (1) to-do list (1) tutunamayanlar (1) usa (1) var olmak (1) velvet goldmine (1) video (1) webstats (1) yorum denetimi (1) yunanistan (1) yunus emre (1) çürük raporu (1) ödev (1) özgürlük (1) öğrenci evi (1)
 

Blog Template by YummyLolly.com - RSS icons by ComingUpForAir